Shinrun-Yoku: Bir Orman Banyosu Macerası ve Henry David Thoreau güzellemesi


Hayatın bir anda önüme fırlattığı zorluklar, dünyayı durma noktasına getiren bir salgın, şehir hayatının karmaşası derken sıkışmış ruhumu biraz olsun rahatlatmak için Belgrad Ormanı’na koştum. Gönderideki fotoğraflar o günden.

Eylül sonu serinliğindeki uçsuz bucaksız ormanın ferahlatan mis kokusunu ciğerlerime doldurdum. Keşke fotoğraflar gibi kokuyu da paylaşabilsem.

Biraz yürüdüm, ara ara gözüme kestirdiğim ağaçlara yanaştım, hızla samimiyeti ilerletip onlara sarıldım. 25m2 Akademi Sohbetleri’ne katılanlar bilirler, ağaçlara sarılmak benim için bir ritüel. Hatta bu yazın son sohbetinde, 9 Ağustos’u Dünya Ağaçlara Sarılma Günü ilan etmişliğimiz bile var.


Ormana gittiğimde mutlaka o anki ruh halime uygun bir ağaç seçerim ve ona sarılırım. Onun aracılığıyla ormanın ruhuna bağlanıp, doğayla bir olup onun “kendiliğindenliğine” uyumlanırım. Ve ruhumun ihtiyacı olan özellik neyse ona erişmeyi dilerim. Bazen güç, bazen şevkat, bazen sabır, bazen huzur...

Gereksindiğim his neyse ona uyumlanan bir ağaçla kucaklaşırım. Kimi zaman uzun, dimdik, güçlü… Kimi zaman zarif, ince, kırılgan… Bazısı eğilmiş, bükülmüş ama yıkılmamış. Bir diğeri kırılsa da bir yanından yeşil kalıp hayata tutunmuş.

İşte bu benim hiç bilmeden geliştirdiğim ormanla kucaklaşma haline Japonlar bir isim vermişler: Shinrun-Yoku yani Orman Banyosu. Banyo dediysek öyle orman içinde jakuziler, hamamlar hayal etmeyin. O da kulağa hoş geliyor ama kastedilen ormanı gözlemlemek, onu koklamak, sesini dinlemek, dokularını hissetmek ve ormanda geçen her anını, tüm duyularınla yaşamak.

Hepimizin omuzlarında çeşit çeşit yükler var. Yükümüzü hafiletmek için doğaya koşmak, ormanın ruhu ile bir olup ondan destek almak fena fikir değil.

Benim için anlamı çok büyük olan yazarlardan Henry David Thoreau’nun dediği gibi

“Her gün en azından dört saatimi -hatta sıklıkla daha fazlasını- tüm dünyevi işlerden katiyetle uzak, ormanlar içinde, tepeler, düzlükler üzerinde amaçsızca gezinerek geçirmezsem sağlığımı ve keyfimi koruyamam. Bazen, insanların tüm sabahlarını ve tüm öğleden sonralarını -sanki insanın bacakları üzerinde dikilip yürümek için değil de oturmak içinmiş gibi- bacak bacak üstüne atarak geçirdiklerini hatrıma getirdiğimde, çoktan intihar etmemiş oldukları için biraz takdiri hakettiklerini düşünüyorum…..kendilerini günler haftalar aylar hatta yıllar boyu hergün dükkanlara-bürolara kapatan komşularımdaki manevi duyarsızlık bir yana, dayanma gücüne nasıl hayret etmeyeyim. ….Hele eve erkeklerden de çok hapsolmuş olan kadın cinsinin buna karşı nasıl ayakta kalabildiğini hiç bilmiyorum.”

(Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler / Everest Yayınları Çevirmen: Aytek Sever)

Eğer Thoreau’yla tanışmadıysanız mutlaka kendisine bir merhaba deyin. Ondan doğayı, insanları, sistemi dinleyin. Doğa ona, o size ilham olsun:

"Mutluluk tıpkı bir kelebek gibidir; ne kadar kovalarsan, o kadar sakınır senden, fakat dikkatini başka şeylere çevirdiğinde, nazikçe gelip omzuna konacaktır."